Gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında, siyasi ve ekonomik bağlantılarla Aslı Baş cinayeti önce kaza, 2012 yılından sonra ise intihar süsü ile kapatılmaya çalışıldı

Tüm sanıklar hakkında beraat kararı verileli iki hafta oldu. Sadece adalet duygumuz sarsılmadı…

2010 yılının temmuz ayında, Bodrum’da birinci derece sanıklardan Ahmet Derya Bayer’in Club Flipper’daki villasında, Aslı Baş isimli genç kadın öldürüldü. Basında, manken ve “Miss Model of the World” gibi unvanları ile bilinen genç kadın, bunlardan çok daha fazlasıydı. En başta ailesinin kıymetlisi, arkadaşlarının ve dostlarının değer verdikleri, hayvan ve doğa sever, iş insanı, hayata daima olumlu ve enerji dolu bakan, geleceğe dair planları olan, hayat dolu bir kadındı Aslı.

Bu cinayetin diğer yüzünü ise, diğer tüm kadınları öldürenlerin yaptıkları gibi bu katli meşru gösterme, cinayeti örtbas etme, hatta cinayeti intihar olarak kamuoyuna sunma çabaları oluşturuyor.

Cinayet, ekonomik ve siyasi güçle meşru gösterilmeye, örtbas edilmeye çalışıldı.

Cinayetin detaylarına bakalım. Aslı Baş, iş insanı sanık Ahmet Derya Bayer’in villasına birkaç günlüğüne misafir olarak gider. A.D. Bayer’in villasının alt katında bulunan misafir odalardan birinde konaklar. Aslı’nın öldürüldüğü gecenin akşamında yaklaşık 10-15 kişilik bir yemeğe gidilir, yemekten villaya dönülür ancak akşam yemeği dönüşünde -tanık ifadeleriyle de sabittir- Aslı’nın morali bozulmuştur, villadan ayrılmak ister.

Aslı ile Ahmet D. Bayer’in arasında içeriğinin ne olduğu hala bilinmeyen bir tartışma yaşanır. Ahmet D. Bayer’in gerek 112 görüşme kaydı gerekse O.G. isimli tanığa bahsettiği üzere, Aslı’yı villasında merdivenden ittirmiştir! Aslı başından aldığı darbeden dolayı ağır yaralanır ve bilincini kaybeder. Sonrasında ise, evde bulunan Bayer’in oğulları Hakan ve Volkan, Bayer’in kuzeni Nilgün, misafirleri Beyhan ve evde bulunan personel ile cinayetin üstü örtülmeye çalışılacaktır. 

Baygın halde, kol ve kafasında kırık ve açık yara olan genç kadını villanın teras katından 6,5 metre aşağı atarlar. Villanın içinde ve bahçesinde bulunan kameralardan Aslı’nın düşme anı kayıt altına alınmıştır. Düşme anını gösteren kamera kaydında, Aslı’nın balkondan baygın bir vaziyette yere yığıldığı çok açıkça anlaşılmaktadır.

112 aranmadan önce Ahmet Bayer tarafından eve çağrılan özel doktor, evin içerisinden henüz nefes almakta olan Aslı’nın yanına doğrudan ulaştırılmaz, bahçenin çevresinden, yani daha uzak yoldan ağır yaralı kadının yanına gider. Kamera kayıtlarına göre, doktor ilk önce evden içeri girer, birkaç saniye sonra çıkartılarak dışarıdan Aslı’nın yanına götürülür. Yaralı halde acil müdahale bekleyen birinin yanına neden en kısa yoldan değil, uzak yoldan geçirildiği izahatı gerektirmez aslında…

Aslı’nın yanına yetiştirilen hekim bir şey yapamaz. Ahmet D. Bayer tarafından Aslı’nın atılmasından sonra aranan hekim, mutlaka 112’nin aranması gerektiğini söyler. Böyle bir olay örgüsünde, oksijen seviyesi normal bir insan zaten ilk önce kendisi 112’yi aramaz mı?!

Aslı atıldıktan 13-14 dakika sonra 112 aranır. Ahmet D. Bayer ilk ifadelerinde Aslı’nın “balkondan düşmesinden sonra” yaşadığı şoktan dolayı bayıldığını ifade etse de savcılık soruşturma süresi içerisinde ayılmış olmalı ki daha sonra, bayıldığına dair kronolojik hataya düşer. 112 arama kaydında, Ahmet D. Bayer gayet sakin bir şekilde “birinin merdivenden düştüğünü, kafasından yara aldığını ve kafasının kanadığını” söyler. Bu kişinin müşteri olup olmadığı sorulduğunda ise, “evet” diye yanıt verir.

112 kaydında merdivenden düştüğünü söyleyen Ahmet D. Bayer, 9,5 yıl boyunca, Aslı Baş’ın ölümüne ilişkin birden fazla kez olay örgüsünü değiştirir, kendisi ile birlikte diğer sanık ve failler de aynı şeyi yaparlar. 6,5 m yüksekliğindeki balkondan sözde atlayan bir kişinin merdivenden düştüğünü iddia etmek, ardından yargılama süresi boyunca defalarca başka bir senaryo ve olay örgüsü ile savunma yapmak, kadın cinayetlerinde çokça karşılaştığımız bir olgu.

Bizler bunun ne anlama geldiğini biliyoruz, ancak yargının maalesef gözleri kör, kulakları sağır. Siyasi bağlantının gücüne ve ilişkisine göre değişiyor bu körlük ve sağırlık.

Ahmet D. Bayer’in 112’ye “merdivenden düştü”, O.G. isimli tanığa ise gerçeği söyleyerek “Ben ittirdim” demiş olmasının yanı sıra yargılamanın 9,5 yıl sürmesi, savcının Aslı’nın öldürülmesinden hemen sonra olay yerine gitmesi ama tek bir inceleme yapmaması, tanık ifadelerinin istisnasız birbiri ile çelişmesi, 112 telefon kaydının deşifre işleminin savcı ve katip eliyle örtbasa sebep olacak şekilde dökümünün yapılması, Aslı Baş’ın ailesinin avukatlarının ise 112 kaydını gerçek haliyle ortaya çıkarmaları, tanıkların usule aykırı dinlenmesi, bu cinayetin üstünün kapatılmaya çalışıldığını çok yönlü olarak göstermektedir.

Gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında, siyasi ve ekonomik bağlantılarla bu cinayet önce kaza, 2012 yılından sonra ise intihar süsü ile kapatılmaya çalışıldı. Oysa tıbbi bulgular, yani elde edilebilen, karartılma çabalarına rağmen kurtulabilen tüm bulgular ve olay örgüsü aslında yaşananın bir intihar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Örneğin, intihara meyilli olan bir insanın ertesi günü bir iş için arkadaşı ile randevulaşması hayatın olağan akışına aykırıdır.

Alkol (bir şişe şarap!) ve ilaç kullandığı iddia edilen kadının, sözde bu ikisinin etkisi ile buhran geçirip, 1 metre yükseklikte 1 metre genişlikte olan bir çitin üzerinden balıklama atladığı iddia edilmiştir. İlginç olan şu ki, Aslı Baş’ın kan muayenesinde 0 promil alkol ve 0 oranda ilaç bulgularına rastlandı!

Kan değerlerinin yanı sıra, otopsi raporunda Aslı’da tespit edilen kafa travması, kolundaki kemik kırığı ve ekimozların sebebinin sanıkların oluşturmaya çalıştıkları senaryo ile örtüşmediği, yapılan başkaca bilirkişi raporlar sonucu “Düştüğü noktaya dik açıya yakın bir dikey düşüşle düşmesinin çim seti aşmadan kendi imkânıyla mümkün olmayacağı, “koşarak geldiği çim sette teması minimum derecede olacak şekilde aşağı atladığı varsayıldığında yere düşeceği noktanın duvara daha uzak bir nokta olacağı”, “olay tarihinde Aslı Baş’ın düştüğü yerdeki bitki yapraklarının kendisinin teması sonucu dökülmüş olduğuna dair bir bulgu olmaması, bitkilerin ikinci bir şahıs tarafından temas ile yapraklarının düşmüş olacağı, “Aslı Baş’ın uzun boylu olmasına rağmen yüksek olarak atlamasının çim setin genişliği de göz önünde bulundurulduğunda mümkün olmayacağı, Aslı Baş’ın yere düşerken ileri olmayan hamlesiz bir düşüş yaptığı, sonuç olarak da düştüğü noktaya Aslı’nın başka kişi veya kişiler tarafından “aşağı bırakma veya atma” sonucunda düştüğü” kanaatini belirttiği şeklinde bulgular yer alıyor. Dolayısıyla, Aslı’nın terastan atlamadığı, aksine atıldığına dair bilimsel bulgular mevcut. Fakat bilimsel bulgunun önüne yalan geçiyor ve “milletin” adı da anılarak, beraat kararı çıkıyor.

Aslı, yalancı tanıklara göre havuza dalar gibi atlamıştı. Fakat bu durumda vücudunun ön yüzünün çalılara temas etmesi gerekiyordu. Ancak vücudunun ön yüzünde çizik bile yoktu. Yüzüstü atladığı söylenen Aslı’nın ne gariptir ki kürek kemiklerinin arasında derin çizikler vardı. Olay yerinde bu çizikleri oluşturacak üzerinden atladığı söylenen çalılardan başka bir şey yoktu. Çalılar Aslı’nın sırtında çizikler oluşturmuştu. Bu veriler açığa çıkarıyor ki, Aslı intihar etmemişti, sırt üstü tutularak 6,5 m yükseklikten atılmıştı.

Aslı’nın cep telefonunda bulunan Ahmet D. Bayer ile yapmış olduğu tüm yazışma kayıtlarının silinmesi, kaldığı misafir odasında her yere serpiştirilen ilaçlar ve bırakılan başkaca yanıltıcı bulgular… Bunların mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmadan beraat kararının verilmiş olması, akla mantığa sığmıyor. Bundan daha ötesi, toplumun aklı ile alay etmeye denk düşüyor.

Cinayetten bugüne kadar üç hakim, üç savcı, bir avukat, bir katip değişti; bir kısmı çeşitli terör örgütleri ile ilişkili olarak anılarak soruşturma geçirmekte, tutuklu ya da hükümlü. Örgütün ismi önemli değil, önemli olan, dönemin “güçlü” görüneni ile erkek faillerin dayanışması, o güç tarafından desteklenmesi ve bunun tarih boyunca erkek faillerin uyguladığı bir yöntem olması.

Sanık Ahmet D. Bayer’in siyasi bağlantılarını kullandığı ve yüklü miktarlarda para transferleri yaparak, olay örgüsünü de yargıyı da etkisi altına almaya çalıştığı, Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başka bir yargılama konusu oldu. Buna rağmen, cinayete intihar süsü verildiğinin hakimlerce idrak edilememiş olması manidar.

Savunma kutsal, aklamak değil!

Cinayet ile yargılanan sanıkların vekilleri esas hakkında savunma yapma gereği dahi duymadılar. Aslı Baş’ın ailesinin avukatlarına ve müebbet hapis cezası verilmesi yönünde mütalaada bulunan savcıya karşı hakaret derecesinde suçlamalarda bulunarak sözde savunma yaptılar. Öldürülen kadın hakkında birden fazla olumsuz nitelikte ön yargı yaratıp “intihara meyilli olduğunu”, “kıskanç ve hasta ruhlu olduğunu” vurgulayarak algı oluşturdular. Sanık vekilleri esasa ilişkin savunma yapma zahmetinde dahi bulunmuyorlarsa siyasi ve ekonomik güç ile sağlanmış olan zırh, dün farklı isimle, bugün ise daha farklı isimle hâlâ işliyor demektir. Siyasi bağlantının isminden çok, burada erkek faillerin öyle ya da böyle dayanışacak, gerçeğe rağmen eğriyi doğru gösterecek bir alan bulduklarını, siyasi ve ekonomik gücün belirleyici olduğunu ve gerçek adaleti dilediği gibi engellediğini görmek önem taşıyor.

Bu nedenlerle beraat kararının çok önceden yazılmış olduğu algısı oluşuyor. Cinayetin gerçekleşmesine ilişkin var olan tüm bulgu ve belgeler, otopsi raporu, balkonun fiziki koşullarını açıklayan çizim, atletizm sporcuları vasıtasıyla yapılan bilimsel atlama denemelerine ve raporlara rağmen verilen beraat kararının mahiyeti açıkça ortada.

Aslı Baş’ı sadece sanıklar öldürmedi, savcı, hakim, siyasi işbirlikçiler de bu cinayete iştirak ettiler! Bu toplu olarak işlenen cinayetin beraat sonucunu tabii ki kabul etmeyeceğiz. Aslı Baş’ın öldürülmesine ilişkin tüm failler cezalandırılana kadar, mücadelemizi sürdüreceğiz! Erkek aklın, erkek yargının ve erkek dayanışmasının karşısında çok daha güçlü bir üçlü var: Çünküsüz amasız kadın mücadelesi, erkek adalet değil gerçek adalet ve cezalandırılması gereken bir suç karşısında kadın dayanışması! Bu üçlüyü yıkmak da savurmak da mümkün değil! Tarih bunun örnekleri ile dolu!

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.