Kendimi maskeleri sütyenlerle karşılaştırırken bulduğumda, sadece kumaş ve elastiğin gerginliğinin cildimde bıraktığı çizgileri düşünmüyorum.

Zoe Fenson

Geçen gün eşim dışarıdaki işlerinin halledip eve dönmüştü. Ellerini sabunlayıp ovalarken suyun aktığını, sonra da maskesini yüzünden çıkarırken derin bir nefes aldığını duydum. Bu iç çekiş beni şaşırttı; tanıdıktı ancak eşimden gelmesi tanıdık değildi. O sesin vücudunun neresinden çıkıp geldiğini, dudaklarından dökülürken nasıl hissettirdiğini tam olarak söyleyebilirdim. “Biliyorsun,” diye yüksek sesle düşündüm, “bu sanırım uzun bir günün ardından balenli bir sütyeni çıkarmanın nasıl bir şey olduğunu hissetmeye en yakın olduğun an.”

Bir saniye düşündü. “Muhtemelen haklısın,” dedi.

Yüz maskeleri ve sütyenler arasında karşılaştırma yapan ilk kişi ben değilim. Ama konuyla ilgili birçok paylaşımın oldukça ciddiyetsiz olduğunu görüyorum ve ben bu karşılaştırmanın hiç de ciddiyetsiz olmadığını düşünüyorum. Şu anda, kişisel rahatlık ile toplum yararı arasındaki kültür savaşının içinde kaybolmuş durumdayız. Ve bu tartışma, çok derin ve acil bir sorunu gözler önüne serdi: Amerika’da gündelik hayatta kim gerçekten konforlu yaşayabiliyor?

Kuşkusuz maskeler -özellikle ev yapımı kumaş olanlar- hiç rahat değil. Askılar geriyor ve sürtünüyor; bez dudaklara yapışıp tam olarak nefes almayı zorlaştırıyor; nefesten gelen buhar gözlük camlarını buğulandırıyor. Yüz ifadelerini okuma ve konuşmayı anlama gibi sosyal zorluklar da cabası. Ve bütün bunların altında da neden maske taktığımızı bilmenin tedirginliği var: Topluluklarımızda gizlenen ölümcül bir virüs ve hayatlarımızın bir daha asla aynı olamayacağı gerçeği.

Kadın moda dünyasının kum havuzunda oynayanlarımızda bu dünya ile beraber düşünmeden ve sorgulamadan gelip yerleşen bir huzursuzluk oluyor. Memeleri eğer destekli değilse müstehcen olduğu düşünülecek kadar büyük olan bir kadın olarak ben yaklaşık 10 yaşımdan beri bir çeşit sütyen giymeden kamusal alana hiç ayak basmadım. Bu süreçte, kendi iç çamaşırlarım yüzünden defalarca su topladım, morardım ve kaşındım. Sadece sütyen de değil; takı takmaktan cilt alerjilerim gelişti ve ayaklarımın ayakkabılarımın kanattığı yerleri yara ve kabuklarla kaplandı. Giysilerimle birlikte gelen beden görünümü güvensizliğimden bahsetmiyorum bile.

Kadınsı kıyafetler (feminine clothing) giyen arkadaşlarımla konuştuğumda, benzer hikayeleri paylaşıyoruz. Bunlar, işimize giderken  sessizce taşımamız gereken günlük hayat parçaları. Bu, erkeksi kıyafetlerin (masculine clothing) rahatsız olamayacağı veya erkeklerin bedenleri konusunda güvensiz olamayacakları anlamına gelmiyor. Ancak kadın modasının kurallarını bilenlerimiz için, toplumsal kodlara uygun olmak için rahatsızlığa katlanmak çok bilindik bir şey.

Burada durabilirim. “Ben sütyen takabiliyorsam sen de maske takabilirsin,” demek kolay. Ve bunda bir gerçeklik payı da var. Başkaları uğruna belli bir düzeyde fiziksel ve duygusal rahatsızlık çekmek sadece mümkün değil, aynı zamanda son derece yaygın bir şey.

Fakat bu düşünce akışında bazı pürüzler var. Öncelikle, “rahatsızlık” ile “zorluk”u ayırırken dikkatli olmalıyız. Örneğin solunum yolu hastalıkları veya hassasiyetleri olanlar  gibi pek çok insan için maske takmak, gerçek bir sağlık riski oluşturabiliyor. Ve işitme kaybı olan pek çok insan, gayet güzel maske takabilse de dudakları kapalı ve sesleri boğuk olan kişilerle iletişim kurarken zorluklarla karşılaşabiliyor. Bununla beraber maskeyi sadece tercihlerinden ötürü takmayan Amerikalılar yaşadıkları fiziksel rahatsızlıkların yasaların koruması altındaki durumlarına zarar verdiği konusunda ısrar ediyorlar ve bunu engelli olma ve uyum sağlama ile ilgili konulardaki dili kullanarak yapıyorlar. Oysa bu durumlar hiç de eş değer değiller ve öyleymiş gibi de davranamayız.

Maskeler ve rahatsızlık üzerine düşüncelerimizi toplumsal cinsiyet ile ilişkilendirerek de sonuçlandıramıyoruz. Ne de olsa maske takmayı reddeden erkekler kadar kadın da var. Ancak bu maske reddedici grubun bir başka ortak özelliği var: Ezici bir çoğunlukla beyazlar. Ve bu da pek çok şey anlatıyor, çünkü Amerika’da beyazlık -erkeklik gibi, engelli olmama gibi ya da pek çok başka ayrıcalık çeşidi gibi- belli bir düzeyde günlük konfor ve umursamazlık sağlıyor, tıpkı eski pijamaların rahatlığı gibi.

Ayrıcalık, burada yine yapışkan yüzünü ortaya çıkarıyor. Amerika’da konforlu olmak -kişinin kendi teninde güvende ve rahat hissetmesi, ihtiyaçlarının ve arzularının fazlasıyla karşılanması, üzücü ya da hoş olmayan deneyimlerden kaçınabilmesi- birçok yönden baskıcı sistemde bizim bulunduğumuz yere bağlı. Herkes aynı şekilde konforlu yaşayamıyor. Kimliklerimiz farklı şekillerde kesişiyor ve farklı şekillerde etkileşiyor. Ama ayrıcalık baştan çıkarıcı bir şey ve bizler rahatlık ve konfor arayan yaratıklarız.

2020 yılının yaşadığımız kadarı, Amerikan konfor tuzaklarını şok edici bir hızla ortadan kaldırdı. Bu gerçekten korkutucu. Çeşit çeşit ayrıcalıkların rahatlığına alışkın olan bizler için, şimdi soru, yaralanmış hak sahibi olma duygumuz ve hasar görmüş rahatlığımız için ne yapacağımız. Bir zamanlar kanıksadığımız günlük davranışlar -çıplak yüzlerle alenen dışarı çıkmak gibi- şimdi zor, karmaşık ve üzücü olduğunda yola nasıl devam edeceğiz? Artık var olmayan rahat bir yaşamın görüntülerine mi sarılacağız? Yoksa bu yeni rahatsızlıkları sindirmeyi ve yine de devam etmeyi öğrenecek miyiz?

Halka açık yerlerde maske takmak, bir fiziksel rahatsızlık deneyimi, evet; ama bir yandan da konforlu yapılarımızın temellerinin ayaklarımızın altında çözüldüğünü hissetmenin duygusal rahatsızlığıyla da ilişkili. Kendimi maskeleri sütyenlerle karşılaştırırken bulduğumda, sadece kumaş ve elastiğin gerginliğinin cildimde bıraktığı izleri düşünmüyorum. Konforsuzluğu tüm biçimleriyle kavramayı ve katlanmayı nasıl deneyimlediğimizi de düşünüyorum.

Çeviren: Gaye Polat

*Orijinal metinden alınan ve italik yazılan kelimelerdeki vurgu, çevirmene aittir.

Bu yazının orijinali 31.8.2020 tarihinde The Week sitesinde yayınlanmıştır.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.