2 Mayıs’ta Politico haber sitesinde yayınlanan belgeyle ABD’de yer yerinden oynadı; kürtaj yine ülkenin birinci gündemi haline geldi. Nitekim sözkonusu belge, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde görülmekte olan kürtaja ilişkin davadaki çoğunluk görüşünün taslağı. Belgenin neden önemli olduğuna dair kısa bir arka plan…

ABD’de kürtaj yasaklandı mı?

Hayır, ABD’de kürtaj halen yasal. Pazartesi günü basına yansıyan belge, Yüksek Mahkeme’de (YM) görülmekte olan Dobbs v. Jackson Women’s Health Organization davasına ilişkin nihai karar değil, an itibariyle çoğunluğu oluşturan görüşün (kesin olmamakla beraber 9 yargıçtan 5’inin bu görüşe katılıyor olduğu belirtiliyor) yansıtıldığı bir taslak.

Normalde, kamuoyu YM’de hazırlanan taslak kararları görmez; sözlü tanıklıklar dinlendikten sonra yapılan görüşmelerde çoğunluğun aldığı pozisyon yargıçlardan biri tarafından taslak olarak yazıldıktan, yerine göre bu pozisyona şerh düşen karşıt görüş/ler de yazıya döküldükten sonra bu taslaklar üzerinden birkaç aylık bir süreç işler; kimi zaman başta bir görüşe katılan yargıçlar bu süreç sırasında konumlarını değiştirebilir ve sürecin sonunda çoğunluk statüsünü koruyan ya da kazanan görüş mahkemenin resmi  kararı kabul edilerek açıklanır. Yani, basında dolaşan metin henüz kanun hükmünde değil.[1]

O halde neyi tartışıyoruz, ve ilerleyen günlerde neler olabilir?

Sözkonusu davada yargıçların konumlarını değiştirmeleri çok küçük bir ihtimal. Yani ciddi bir müdahale olmazsa bu kararın geçeceğine kesin gözüyle bakılabilir (ciddi müdahaleden kastımın ne olduğunu bir sonraki başlıkta açacağım). Kararın geçmesi durumunda, kürtaj ülke çapında yasaklanmış olmayacak. ABD’de kürtaj konusunda mevcut bir federal yasa yok; konu eyaletlerin takdirinde. YM’nin 1973 tarihli Roe v. Wade kararı, kürtaja ilişkin mevcut emsal karar, ve tüm eyaletleri bağlar konumda; ancak Roe’nun işlevi kürtajı yasallaştırmak değil, eyaletlerin kürtajı yasaklamasının mahremiyet hakkına aykırı olduğunu hükme bağlamak. Yani Roe kararı geçerli olduğu müddetçe eyaletler kürtajı doğrudan yasaklayan yasalar yapamıyor. 1973’ten beri, doğrudan bir yasak koymaksızın kürtajı zorlaştıracak, hatta imkansızlaştıracak yasalar geçirmeyi devamlı deneyen eyaletler oldu. YM, onyıllardır kürtaja erişimi ya da hizmetin sunumunu zorlaştıran kimi yasaların yürütmesini Roe kararına dayandırarak durdurdu. Bu minvalde açılan ve 1992’de sonuçlanan Casey v. Planned Parenthood davasının YM kararı, Roe’dan daha dar bir çerçeve çizse de, genel hükümlerini korudu.[2]

Bugünse, Cumhuriyetçiler tarafından atanan yargıçların YM’de açık bir çoğunluğa sahip olduğu bir bağlamda, böyle bir davada Roe’daki temel hükümlerin hedef alınması neredeyse kaçınılmaz. Bunun anlamı, eyalet parlamentolarında bu bahiste çoğunluğu yakalayabilecek olan eyaletlerin, bu yasakları uygulamaya koymasının önündeki engelin kalkması olacak. Hâlihazırda 22 eyalette kürtajı şu ya da bu şekilde kısıtlayan ya da yasaklayan yasalar mevcut; Roe’nun bağlayıcılığının ortadan kalkması, bu yasaların otomatikman devreye girmesi anlamına gelecek.

Peki nasıl oluyor da Demokratların etkili olduğu bir dönemde bu yaşanıyor?

Trump döneminde bile gerçekleştirilemeyen bu 50 yıllık Cumhuriyetçi proje, neden Biden’ın başkanlığı sırasında, hatta Demokratlar Kongre’nin her iki basamağında da çoğunluğa sahipken hayata geçirilmeye bu kadar yakın?

Demokrat Parti, başta kürtaj olmak üzere çeşitli konularda Cumhuriyetçiler’e kıyasla özgürlükçü bir yerde dursa da, partinin ‘kurumsal’ kanadı oldukça muhafazakar (Manchin ve Sinema gibi son aylarda gündem olan açıktan sağcı bileşenler apayrı bir bahis). Bunun siyasete yansıması, partinin Kongre’de azınlıktayken hiç politika yapamaması (Obama’nın görev süresinin dolmasına bir yıl kala boşalan bir YM koltuğunu dolduramaması buna dahil; buna karşın Trump kaybedeceği 2020 Kasım seçimlerine bir ay kala koyu Katolik—dolayısıyla neredeyse açıktan kürtaj karşıtı olan—Amy Coney Barrett’i atayabildi), çoğunluktaykense etkisiz kalması şeklinde oluyor. Kendisi de kurumsal/muhafazakar bir Demokrat olan Biden partisi içindeki bu eğilimleri bastıracak çıkışlar yapmadığı için, iki yıla yaklaşan başkanlığının şu anki görünümü, seçim vaatlerinin hiçbirine ulaşamamasının yarattığı genel hayalkırıklığı.

Yani Demokratlar, son yıllarda Cumhuriyetçiler’in YM’yi kendi görüşlerinin bayraktarı olan yargıçlarla doldurmasına karşı etkili bir politika geliştirmek bir yana, kurumsal kanattan yüksek bir ses bile çıkaramadı. Biden, göreve geldiğinden beri Demokratların Kongre’de gerçek anlamda varlık göstermesine engel olan prosedürleri değiştirme eğiliminde olmadı, keza hem partisinin hem kendisinin muhafazakar refleksleri buna engel oldu. Gelinen noktada, her alanda iktidarı elinde tutuyor görünen Demokrat parti, etkisiz eleman konumunda.

O zaman ne yapılabilir?

YM yargıçları, görevlerine ömür boyu atanıyor; bir kez atandıktan sonra yeniden seçilme, görevden alınma gibi kaygıları yok. Dolayısıyla yargıçlar üzerinde baskı kurmak pek olası değil.

Fakat Demokrat partili siyasetçiler, siyasetin bu alışıldık kurallarına tâbi. Dahası, yukarıda da değindiğim gibi kapitalist bir çerçevede muhafazakar olan partinin kendini Cumhuriyetçi rakiplerinden ayrıştırabildiği tek nokta, başta kürtaj ve eşcinsel evlilik gibi ‘kültürel’ kabul edilen meseleler. Son iki yılın başta ekonomi olmak üzere hüsranla sonuçlanan vaatlerine kürtaj hakkının geri çekilmesi gibi bir yenilgiyi eklemeyi, çoğu Demokrat siyasetçinin göze almakta zorlanması beklenir.

Bu da Demokratların hem Başkanlık koltuğunu, hem Kongre’nin her iki basamağında çoğunluğu ellerinde tuttuğu bu bağlamda sorumluluktan kaçmalarını engellemek için bir pencere açabilir—elbette ancak ve ancak çok yüksek bir seçmen baskısıyla. Kürtaj hakkı savunucuları, yıllardır konuyu bir YM kararına (üstelik Roe gibi, mahremiyet hakkı kabilinden yetersiz bir temele dayanan) bırakmayıp, kürtajı pozitif bir hak olarak tanımlayan federal bir yasanın geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Biden buna çok hevesli görünmese de (ilk refleksi topu seçmene atıp yaklaşan Kasım 2022 araseçimlerinde Demokrat adaylara oy verilmesi için çağrı yapmak oldu) önüne böyle bir yasa teklifi gelirse onaylayacağını söylemek durumunda kaldı. Bugün Demokrat parti üzerindeki baskıyı artırıp bu tür kararlı hareketlerden korkan siyasetçilerin elini, bu yasayı geçirmeye zorlama günü. Hatta bu mücadele, Demokratların vaat edip bir türlü hayata geçirmediği sosyal ve ekolojik politikaların hayata geçirilmesinde de bir sıçrama yaratabilir.

Kadınlar, karar taslağının basına yansıdığı dakikadan itibaren başta YM binasının ve Kongre’nin önü olmak üzere ülkenin tüm büyük şehirlerinde eylemde; haftasonu için çok daha geniş çapta eylemler planlanıyor. Şu an iyimser olmak güç, fakat bu eylemlerin anlamı ve potansiyeli tartışılmaz. Önümüzdeki günlerin ne getireceğini görmezden önce, Demokratların üzerindeki baskıyı artırabilecek ne yapabiliyorsak yapmamız elzem.

[1] ABD’nin yasal sistemi, her konuda ayrıntılı yasaların parlamentoda çıkarılmasına değil, görece az sayıdaki yasanın muğlak bıraktığı yerlerin mahkemelerce karara bağlanmasıyla oluşturulan içtihata dayanıyor. Kimi davalar, yerel mahkemelerde başlayıp temyiz sürecinin basamaklarını tırmanarak ABD’nin anayasa mahkemesi olan Yüksek Mahkeme’ye kadar çıkabiliyor; YM’de verilen kararlar hem alt mahkemeleri hem yasa yapıcıları bağlar nitelikte. Hem yeni bir karar çıkana kadar emsal olma özelliğini sürdürecek olan Roe v. Wade davası hem de bugün süren Dobbs v. Jackson Women’s Health Organization davası bu süreçten geçerek federal bir mesele haline geldi.

[2] Roe davası, kürtajı tecavüz, ensest, ya da hamile kadının hayati tehlikesi olması durumları haricinde yasaklayan bir Teksas yasasının mahkemeye götürülmesiyle başladı. YM’nin kararı, bu yasanın Anayasa’nın çeşitli maddelerinde tanımlanmış olan mahremiyet hakkıyla çeliştiği yönünde çıktı. Buna getirilen koşul, anayasal bir hak olan mahremiyetin ihlal edilemeyeceği fakat bu hakkın sınırları olduğu yönündeydi ve bu sınırların nasıl belirleneceğine ilişkin de kesin hükümler içeriyordu. Eyaletler bu hükümlere dayanarak örneğin hafta limitleri uygulayabiliyordu. Roe’dan neredeyse 20 yıl sonra açıklanan Casey ise mahremiyetin sınırlarını belirleyecek koşulları esnetti, bu da son 30 yılda başta Güney eyaletleri olmak üzere çeşitli eyaletlerde kürtajın tam teşekküllü hastaneler dışında yapılmasını yasaklayan yasalar gibi, hizmetin sunumunu ve erişimi aşırı zorlaştıran yasaların geçmesinin önünü açtı. Şu an YM’nin masasında olan Dobbs davası, kürtaja 15 hafta limiti getiren bir Mississippi yasasına açılan davaya dayanıyor.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + sixteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.