2003 ve 2004 yılında medyaya üst üste düşen kadın cinayeti haberleri dolayısıyla kadın örgütleri yaptıkları açıklamalarda devleti acil önlem almaya çağırdılar. TBMM’nin gündeminde yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) vardı. Yeni kanunda cinayetin aile meclisi kararı ve töre saikiyle işlenmesi ağırlaştırma nedeni olarak sayıldı. TCK Kadın Platformu’nun sadece töre saikiyle değil tüm namus cinayetlerinin ağırlaştırma nedeni sayılmasına ilişkin önerisi ise kabul görmedi ve yeni yasa taslağında yer bulmadı.

2004 yılında 8 Mart sonrası İstanbul’da kurulan Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform, “namus cinayetleri”ni gündemine aldı. “Namus cinayetleri”nin önlenmesi için bir eylem planı belirleyerek yola koyuldu. Bu eylem planının bir ayağında belediyelerin yükümlülüğü olan sığınma evlerinin açılması için mücadele yürütmek vardı. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform üyesi kadınlar, Anneler Günü’nde de Beşiktaş’ta toplanarak kadına yönelik şiddeti, taciz ve tecavüzü, “namus cinayetleri”ni protesto ettiler; anneler gününü kutlamayacaklarını duyurdular.

Eylemde; Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) acilen değiştirilmesi, namus cinayetlerinin “nitelikli insan öldürme” olarak tanımlanması, “namus cinayeti” işleyenlerin “haksız tahrik” indiriminden faydalandırılmaması, taciz ve tecavüz faillerinin bulunup yargılanması, belediyelerin kadın sığınaklarını derhal açması istendi.

Basın açıklamasının tam metni:

Namus cinayetleri, taciz, tecavüz…

Anneler Günü’nü kutlamıyoruz,

Bugün Anneler Günü. Biz kadınlar öncelikle annelik kimliğimize hapsediliriz. “İyi anne”, “sadık eş”, şefkatli ve en önemlisi itaatkâr kadınlar olmamız beklenir ve evde bitmek tükenmek bilmeyen ev işlerini sabırla, itirazsız yapmaya zorlanırız. Evde sevgi ve güven ortamının olduğuna inandırılmaya çalışılır, bu sahte görüntüyü sürdürmeye mahkûm ediliriz. Aile düzeninin sürdürülmesi için emek harcamak da kadınlara yüklenir. Ancak bu düzenin kadınlar için nasıl bir cehenneme dönüştüğünü, aile içi şiddetle öldürülen kadın haberleri çok iyi anlatıyor. Biz dayağın çıktığı cenneti de, dayakla ve görünmeyen emeğimizle kutsanmış anneliği de istemiyoruz. Emeğimize, bedenimize, kimliğimize el konulan, annelik kimliğinin kutsandığı mutlu aile masallarına karnımız tok. Bize dayatılan annelik kimliğini reddediyor ve haykırıyoruz. Kutlayacak günümüz yok. Emeğimiz, kimliğimiz, bedenimiz bizimdir!

Biz kadınların neyi yapıp yapamayacağı, erkek egemen sistemin bütün yasaları, dini, töresi ve namus anlayışı ile belirleniyor. Bu anlayış bizi evde dayak yemeye, sokakta, işyerinde, gözaltında tacize, tecavüze uğramaya mahkûm ediyor. Bedenimiz bize ait değil, namusumuz kocanın, aile meclisinin, devletin namusu… Namus yüzünden dövülüyor, öldürüyoruz. Bir kez daha haykırıyoruz, kimsenin namusu olmayacağız!

Şemse, Necla, Kadriye, Güldünya, Nuran… Hepsi namus gerekçesi ile öldürüldü. Daha kaç kadın öldürülecek? Güldünya’yı kardeşleri, Nuran’ı babası öldürdü. İkisi de devlete başvurmalarına rağmen güvenlik güçleri onları korumak yerine katillerine teslim etti. Kutsallık ve dokunulmazlık yalanlarıyla yüceltilen annelik ve güvenli olduğu iddia edilen “kutsal” ailenin konu namus olunca nasıl da canavarlaştığı, “katil” aileye dönüştüğü ortada. Ne kutsanmak istiyoruz, ne de öldürülmek!

Mezar değil sığınma evi!

Son olarak N.C. adında bir kadın daha tecavüze uğradı. Toplanan aşiret meclisinin verdiği ölüm kararını tanımayan aile tecavüzcünün cezalandırılması için hukuki yollara başvurdu. Ancak her zamanki gibi tecavüzcü serbest bırakıldı. N.C. ailesinin ve kadın örgütlerinin sahip çıkmasıyla şimdilik ölümden kurtuldu. Ancak her an aşirete geri verilmesi riski ile yaşıyor. Yine İstanbul’da bir avukat kadın kaçırılarak tecavüze uğradı. Çünkü kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, namus cinayetleri yasalar tarafından bırakın engellenmeyi, teşvik ediliyor. Erkek vuruyor devlet koruyor!

Tecavüz bizim utancımız değil!

Bugünlerde TBMM’de TCK tasarısı tartışılıyor. Komisyon hala namus cinayetlerini “nitelikli insan öldürme” olarak tanımlamıyor ve mevcut TCK’ya da namus nedeniyle işlenen cinayetlerde ağırlaştırıcı sebep olarak namus kelimesini eklemiyor. Konu kan davası olunca ceza müebbet hapis. Çünkü erkekler erkekleri öldürüyor. Konu namus cinayeti olunca ağırlaştırıcı sebep yok. Çünkü erkekler kadınları öldürüyor.

Soruyoruz daha kaç kadının öldürülmesini bekliyorsunuz?

TCK değişsin, hemen şimdi!

Bizler evde görünmeyen emeğimizle kutsanmış annelik kimliği ile namus cinayetlerinin, gözaltında tecavüze uğrayanların, işgalde tecavüze uğrayan Iraklı kadınların sorununun ortak olduğunu biliyoruz. Öte yandan, bize yönelik şiddetin failleri sadece aile ve erkekler değil. Devletin şiddeti ile karşı karşıyayız. Gözaltında kadınlara yönelik taciz ve tecavüz çehre değiştirerek başka yüzlerle ve artarak karşımıza çıkmaya devam ediyor. Kadınlar politik görüşleri ve/veya cinsel kimliklerinden dolayı polis tarafından kaçırılıyor. Tacize ve tecavüze uğruyor. Ancak “resmi” olarak gözaltına alınmadığı için failler yine “meçhul (!)” kalıyor. Gözaltında tacize tecavüze son!

Kadına yönelik şiddetin meşru görüldüğü bir ülkede, yasal değişikliklerin tek başına yeterli çözüm olmayacağını, ancak yine de tecavüzcülerin, kadın katillerinin de yasalar tarafından korunmaması, cezaların ağırlaştırılması için yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söylüyoruz. Ancak yasal değişikliklerle sınırlı olmayan mücadelemizin toplumun ve devletin erkek egemen anlayışı sona erene dek süreceğini bir kez daha tekrarlıyoruz.

Yaşasın kadın dayanışması!

TCK değişsin hemen şimdi!

Merkezi ve yerel yönetimler kadın sığınma evlerini hemen açsın. Sığınma evlerinin yönetimi kadınlara bırakılsın!

Namus sebebi ile işlenen cinayetlerde namus ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilsin!

Mezar değil sığınma evi!

 

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Platform / 9 Mayıs 2004

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.