Son yıllarda kadın yazarların dünyada ve Türkiye’de peş peşe kitaplar yayınladığını görüyor, heyecanla takip ediyoruz. Öykü, roman veya kurmaca dışı kitaplar bunlar. Ortak yanları ise feminizmin birçok alanına girip çıkmaları, her geçen gün kabaran feminist yazının parçası olmaları. 2019’da neler Türkiye’de yayınlandı veya Türkçe’ye çevirildi, okuduklarımız arasından hızlı bir derleme yaptık. Atladıklarımızı yorum bölümünde tamamlarsanız listemiz büyür, 2020 okuma listelerimiz kadınlarla dolar 🙂 Mutlu yıllar!

Feminist Pedagoji: Müzeler, Hafıza Mekanları ve Hatırlama Pratikleri – Yayına Hazırlayanlar: Meral Akkent & S. Nehir Kovar

Feminist hikaye anlatıcılığının açabileceği yeni alanları araştıran bu kitap, 18-20 Ekim 2018’de İstanbul’da düzenlenen I. Asya ve Avrupa Kadın Müzeleri Konferansı’nda paylaşılan çalışmaları derliyor. Kitapta kadınların öykülerinin kolektif belleğe nasıl katıldığı tartışılırken alternatif hatırlama kültürü oluşturmak amaçlanıyor. “Şiddet içeren bir tarihin hikayesini, şiddet fotoğrafları kullanmadan anlatmak” temalı, konferansa eşlik eden “İfşa Etmeden?” sergisinden örnekler, farklı kıtalardan somut hatırlama pratikleri sunuyor. Siz de sık sık “Hatırlamak direniştir” diye düşünüyorsanız çok seveceksiniz.

Anneanne Gezegeni – Melisa Kesmez

2018’de Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı’na Melisa Kesmez’in Nohut Oda kitabını layık gören jüri, onun “insan ilişkilerinin karmaşıklığını, sarıp sarmalayan sıcaklığını ve nefessiz bırakan boğuntusunu telaşsız, duru bir üslupla anlatmayı başardığına” dikkat çekmişti. Melisa Kesmez Anneanne Gezegeni adlı son kitabını bu kez 7’den 70’e seslenerek yazmış, Elif Deneç ise resimlemiş. Anneannenizin yaşadığı yer, bir zamanlar size de başka bir gezegen gibi gelmişse ve zaman, epeydir dışınızda bir yerden akıp gitmekteyse belki Kuzgun’un maceraları sizi zamanın içinden geçirebilir, kim bilir.

Kanayak – Gamze Arslan

Kanayak, Sivas ağzında “kadın” demek. Gamze Arslan’ın 2016 yılı Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen Çerçialan’dan sonraki ikinci kitabı Kanayak’ta sarsıcı 13 öykü yer alıyor. Arka kapakta belirtildiği gibi “Ölüleri öldürmeyen, cansıza ses veren, etin, kemiğin, kanın, toprağın ve düşün diliyle direnmeye, isyana ve özgürleşmeye çağıran öyküler.” Feminist isyanın gündelik hayattaki karmakarışık kökleri ile en uç yaprakları arasında zor bir yolculuk. Öyle ki “katı ve disiplinli” bir kadın organının ameliyat tepsisinden firar edip aşık olmasına tanıklık edebilirsiniz.

Homologlar Evi – Fatma Nur Kaplanoğlu

Modern yaşamda, özellikle de internetin ve akıllı telefonların hayatlarımızda kapladığı yerin genişlediği son on yılda düşünme eylemini gerçekleştirme biçimimizde de pek çok değişiklik meydana geldi. Aklımıza kurcalayan ya da hatırlayamadığımız bir konu olduğunda elimizin arama motoruna uzanması, insanlarla kurduğumuz iletişimi ağırlıkla mesajlaşarak gerçekleştirmemiz yeni bir sosyallik ve düşünme biçimini oluşturuyor. Peki bu hal edebiyat için nasıl bir imkan potansiyeline sahip? Fatma Nur Kaplan’ın Homologlar Evi kitabındaki öyküler modern teknolojinin yanı sıra, duvardaki resimden, sokaktan eve dolan gürültüye, veri grafiklerinden metrodaki uyarı tabelalarına kadar gündelik hayatta üzerine çok düşünmediğimiz fakat düşünmemizin ve günlük deneyimimizin de bir o kadar parçası olan uyaranları sadece anlatı öğesi olarak değil ayrıca biçimsel olarak da kullanıyor. Dili zorlayan, potansiyellerini keşfe çıkan bu kitap yeniliklere meraklı okur için heyecan verici bir keşif.

Arkadaşlarla Sohbetler – Sally Rooney

Sally Rooney kimilerimiz için bu yılın en heyecan verici keşfi oldu. 1991 doğumlu, İrlandalı yazarın 2017 ve 2018 yıllarında peş peşe çıkardığı iki romanı da bu yıl Türkçeye çevrilerek yayınlandı. Arkadaşlarla Sohbetler yazarın ilk kitabı. Roman ilk bakışta üniversite öğrencisi, şair olma yolunda ilerleyen Frances’in yakın arkadaşı Bobbi, yeni tanıştıkları Melissa ve yakışıklı kocası oyuncu Nick ile arasındaki ilişkiye dair. Kimi zaman çoklu aşka da dönüşen bu ilişkiler her ne kadar romanın ana iskeletini oluştursa da tek meselesi değil. Yazarın modern ilişkilere dair gözlem gücünün kuvveti, gündelik ve önemsiz meselelerin tetiklediği ayrılma, bir araya gelme, öfkelenme ve affetme pratiklerinde kendini gösteriyor. Günümüzde insanlar arası iletişimin yüz yüze konuşmaktan çok telefonla, mesajla, maille süregiden farklı biçimlerini ve anlama etkilerini içeren bir anlatım yaratıyor. Bir diğer yandan bu gündelik konuşmalar başka meselelere değinmek için bir araç. Yazarın her iki kitabında da ortak kültürel çevreden insanlar arasındaki sınıf farkı ve bunun hayat kararlarını, korkularını ve arzularını biçimlendirmedeki etkisi en temel mesele. Bunun yanı sıra edebiyattan politikaya, ebeveynlerin duygusal istismarından endometriosise kadar pek çok mesele bu sohbetin parçası oluyor. Tüm bunlara ek olarak yazarın akıcı dilini vurgulamadan geçmek olmaz.

Normal İnsanlar – Sally Rooney

Yazarın ikinci kitabı Normal İnsanlar ilk kitabı ile akrabalık taşırken bir yandan da yerleşen tarzını ve anlatım yetkinliğini ortaya çıkarıyor. İnsanlar arasındaki yakın ilişkilerin toplumsal dinamikleri ve sınıf meselesi yeni neslin hayat tecrübesi üzerinden yazarın temel meselesini oluşturmaya devam ediyor. Bu defa olay örgüsünün kahramanları aralarında yıllara yayılan duygusal, cinsel ve düşünsel bir arkadaşlık olan Marianne ve Connell. Lise yıllarından üniversiteye uzanan arkadaşlıkları iki insan arasındaki ilişkinin birbirini nasıl besleyip dönüştürdüğünün, hayat yolları çizdiğinin fakat kişinin kendine dahi açıklayamadığıdurumlar, hisler neticesinde nasıl da kopabildiğinin hikayesi. Yazarın belki de en etkileyici becerilerinden biri tüm bunları iniş çıkışları olmayan, gündeliğin ve sıradanlığın içerisinde bir yandan da çok akıcı bir dille anlatmayı başarması. Yeni neslin kendine has meselelerinin yanı sıra çocuk ihmali ve ev içi şiddetin neden olduğu depresyon ve duygusal zaafların ürettiği davranış ve tutumlara, bunların cinsiyetçi bir dünyada nasıl istismar edildiğine dair incelikli bir bakış da sunuyor.

İkinci Cinsiyet – Simone de Beauvoir

“Kadın doğulmaz: Kadın olunur. İnsan dişisinin toplum içinde büründüğü biçimi belirleyen hiçbir biyolojik, ruhsal, ekonomik yazgı yoktur,” diyor Simone de Beauvoir. Dünya feminist hareketinin en önemli başvuru kaynaklarından İkinci Cinsiyet, Gülnur Acar Savran’ın titiz ve parlak çevirisiyle iki cilt halinde yayınlandı. Sayfa sayısı 750’ye yaklaşan kitabın devasa boyutu gözünüzü korkutmasın; mitolojiden edebiyata uzanan alıntılarla zenginleştirilmiş metin son derece akıcı bir dile sahip. De Beauvoir amacını, “bütün tekil kadın varoluşlarının üzerinde yükseldiği ortak temeli betimlemek” olarak tarif etmiş. Öte yandan, Batı uygarlığını oluşturan kültürel ve felsefi kaynakları sabırla yeniden yorumlayarak patriyarkaya meydan okuduğu da bir gerçek.

Gaflet: Modern Türkçe Edebiyatın Cinsiyetçi Sinir Uçları Sema Kaygusuz & Deniz Gündoğan İbrişim

Sema Kaygusuz ve Deniz Gündoğan İbrişim’in yayına hazırladığı Gaflet, kadın ve erkek eleştirmenlerin katkılarıyla oluşan çok yazarlı, ilginç bir kitap. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Elif Şafak’a; Orhan Pamuk’tan Aslı Erdoğan’a dek farklı kuşaklardan yazarların metinlerinde cinsiyetçiliğin, homofobinin, türcülüğün ya da insan merkezciliğin edebiyat yoluyla nasıl üretildiğini tartışıyorlar. Edebiyat tarihçileri ile eleştirmenler de arada eleştiri oklarından nasiplerini almışlar. “Türkçe edebiyat tarihçiliğinin Tanzimat’tan Cumhuriyet’e geçerken, Osmanlı’da feminist bir hareket doğuran kadın edebiyatını bilinçli bir biçimde kararttığını ya da çarpıttığını” savlayan Senem Timuroğlu’nun makalesi bu açıdan dikkat çekici…

Su Kürü – Sophie Macintosh

Su Kürü, anne ve babalarıyla birlikte “güvenli bir ada”da, izole bir hayat yaşayan üç kızkardeşin tekinsiz hikâyesi… Grace, Lia ve Sky için dış dünya akıl almaz tehlikelerle dolu bir yerdir; öyle anlatılmıştır onlara… Bir gün babaları ortadan kaybolur. Bir süre sonra da yaşadıkları yerin kıyılarında, yardım talep eden iki adam ve bir çocuk belirir. Sophie Macintosh, zekice manevralarla gerilimi hep zirvede tutmayı başarıyor -ki bu meziyeti kitabın arka kapağında da belirtilmiş zaten. Orada yazılmayan şey ise, yazarın kurguladığı distopik dünyanın, aile ve patriyarka olguları üzerinde bizi tekrar düşünmeye sevk ediyor olması… Hatta aşk ve arzu da dahil edilebilir bunlara…

Evlenilecek Kadın – Margaret Atwood

Damızlık Kızın Öyküsü ile kalbimize taht kuran Margaret Atwood’un 1969 tarihli çıkış romanı Türkçe’ye ilk kez bu yıl çevrildi. Evlenilecek Kadın’ın 24 yaşındaki bir kadın tarafından yazılmış olması sizi yanıltmasın; bu romanda acemilikten eser yok. Atwood, “hiçbir yere gitmeyen bir kariyer” ile “iş yaşamından kurtuluş yolu olarak görülen evlilik tuzağı” arasında bocalayan Marian’ın hikâyesini son derece eğlenceli bir dil ve çarpıcı ayrıntılarla aktarmış. Çevreye uyum sağlamaya çalışan, ancak bunu kendisine rağmen başaramayan kadın okurların, geleceği parlak bir avukatla nişanlandıktan sonra yeme bozukluğu çekmeye başlayan Marian’ı anlamaları hiç de zor olmayacak.

Poz – Banu Özyürek

Bir Günü Bitirme Sanatı’nın ardından Poz, Banu Özyürek’in ikinci öykü kitabı. Masumiyet, endişe, özgüvensizlik ve korku edebiyatın daimi konuları arasında. Tüm bunların üzerine, bastırılma, şiddet, arzu ve cinselliği iç içe yerleştiren kadın öykü yazarlarını okuyoruz ülkede bu dönem malum. Banu Özyürek de bu etkileyici yazarlardan biri; “müdanasız” öyküler anlatıyor. Cesur ve müdanasız çünkü biliyoruz ki her ne kadar ikiyüzlü ve inkarcı bakış açısına maruz bırakılsak da dışlanmaya çalışılanlar çatlaklardan bir şekilde sızıyor. Doğrudan, lafını sakınmadan, bazen aşırı ciddiye de almadan –çünkü ironi-; kırılgan, ateşli ve hareketli öykülerle Poz, inkar edilenin karşısına yüzleşme koyuyor. “Bu senin çiçeğin” ile “Yağmurdan sonra” isimli iki öykünün bu bütün içerisinde yan yanalığı ise anlatı açısından ayrıca oldukça çarpıcı.

Bilinmeyen Sular – Mevsim Yenice

Daha önce Tokatlı Şehir Rehberi isimli öykü kitabını yayınlayan Mevsim Yenice’nin ikinci öykü kitabı Bilinmeyen Sular. Son dönemin görünür yeni kadın öykücülerinden Mevsim Yenice’nin bu kitabında öne çıkan “ait hissetmek” teması bizi hemen bu yeni öykülerine ait hissettiriyor. Hayvanlar, nesneler ve diyalogların hakim olduğu öykülerde ülkenin tatsız vaziyeti arka planda kendini var ediyor. Ancak Mevsim Yenice buradan duru bir dil ve ironi/kara mizahla yükseliyor. Her öykünün girişindeki Pink Floyd dizeleri de cabası.

Heyula – Halide Edib Adıvar

Sözlük anlamı “korkunç hayal” olan Heyula, Halide Edib’in ilk kurmaca kitabı. Fatih Altuğ’un sonsözüyle yayınlanan kitap, yazarın sonraki kimi kitaplarını (Handan başta olmak üzere) okuyanlar için ayrıca heyecan verici. Kadınlık rolleri, dönemin sanat-entelektüel aurası, istismar, baskı ve şiddeti kısacık bir kitapta anlatıyor Halide Edib. Gizem, arzu, tekinsizlik ve takıntı etrafında ele aldığı kadınlık durumunu ruh sağlığı, histeri ve hipnoz ile ilişkilendirerek okuyucuyu tedirgin ediyor. 1900’ler başında yazılan bu kitap, yüz yıldan fazla zaman sonraki bir gerçeklikte yaşayan okur için bu ilişkiselliği hatırlatıyor. Halide Edib’in kadınlar dünyası yazarlığına tanık olmak için önemli bir başlangıç Heyula.

Kadınlar Ormanı – Jennifer Clement

Yazar Melisa Kesmez’in çevirisiyle yayınlanan Kadınlar Ormanı, Meksika kırsalında kız çocuklarının yoksulluk ve seçeneksizlik ortamındaki hayatlarını, kaçırılmamaları için anneleri tarafından çirkinleştirilmelerini ve kaçan erkekleri anlatıyor. Uluslararası ve yerel baskıların binbir çeşidinin hüküm sürdüğü bu dünyada, her şeye rağmen kız çocukların arasındaki dayanışma bize oradan göz kırpıyor.

1 Yorum

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.