LGBTQ’da “T”yi sağlayan önemli figürlerden biri olarak kabul edilir ve Smithsonian’daki Ulusal Portre Galerisi’nde yer alan tek transseksüel kişidir.

Sylvia, 2 Temmuz 1951’de Ray Rivera olarak New York, Bronx’ta doğdu. Annesi Venezuelalıydı ve Porto Rikolu olan babası Sylvia doğduktan hemen sonra aileden ayrılıp bir daha geri dönmedi. Rivera annesi 22 yaşında intihar ettikten sonra, büyükannesi tarafından büyütüldü. Hem koyu teni hem de kadınsı davranışları nedeniyle Sylvia, evde ve okulda yoğun bir şekilde zorbalığa maruz kaldı. Maruz kaldığı zorbalıklar 10 yaşında evden kaçmasına neden oldu. Times Meydanı bölgesinde seks işçiliği yaptı. Sokaklarda yaşarken, bir grup drag kraliçesiyle tanıştı ve destekleriyle birlikte kendisini “Sylvia” olarak adlandırarak bir drag queen olarak tanımladı. Hayatın ilerleyen zamanlarında, etiketlerden hoşlanmamasına rağmen, kendini transgender olarak kabul etti. Ancak her zaman başkaları tarafından oluşturulan etiketlerle adlandırılmayı ve kutucuklara konmayı reddetti.

Transgender etiketi özellikle, 1990’larda cinsiyet normlarını aşan herkese atıfta bulunmak için aktivistler tarafından kullanılmasına rağmen, bu mutlaka kendini ait hissettiği şey değildi ve cinsiyet kimliği hayatı boyunca akışkan kaldı. 2002’deki ömrünün sonuna yakın yazdığı bir makalede: “Etiketlenmekten yoruldum,” diyordu. “Etiketlerle yaşamaktan bıktım. Sadece olduğum kişi olmak istiyorum. Ben Sylvia Rivera. Ray Rivera, “Sylvia” olmak için 10 yaşında evden ayrıldı. Ben buyum.”

Bir gün, eski bir siyah kraliçe olan Marsha P. Johnson ile tanıştı. Marsha, Sylvia’yı kanatlarının altına aldı, makyajını ve sokak kurallarını nasıl uygulayacağını öğretti. Çift, hayatlarının geri kalanı boyunca arkadaş kaldı ve birlikte mücadele etti.

Sylvia ve Marsha, o zamanki diğer pek çoğu gibi, eşcinsel ve cinsiyeti değişken insanların toplanabileceği ve bir topluluk duygusu oluşturabileceği az sayıda alanlardan olan, mafya tarafından işletilen eşcinsel barları sık sık ziyaret etti. Greenwich Village veya San Francisco’nun Castro Bölgesi gibi bir şehir merkezine gitmedikleri sürece kapalı bir hayat sürdü. O dönemlerde tıp uzmanları “eşcinselliği” meşru bir yönelim olarak değil, akıl hastalığı olarak görüyorlardı. New York’ta, son zamanlarda eşcinsel barlar yasadışı olmadığı halde, birçoğunda eşcinsel insanlara alkol servisi yapmak ve kamuoyunda birlikte dans etmelerine izin vermek suç sayılıyordu. Gay barları düzenli olarak basılıyor, hem patronların fiziksel ve cinsel şiddetine hem de polis vahşetine maruz kalıyorlardı. Drag kraliçeleri, translar “olduklarından başka görünmek” suçu nedeniyle veya doğumda atandıkları ve kimlik belgelerinde temsil edilenlerden farklı bir cinsiyetin kıyafetlerini giydikleri için tutuklanabiliyorlardı.

Ancak 28 Haziran 1969’da giderek artan baskılar bir isyana dönüştü. Bardakiler polis şiddetine karşılık verdi. Bu sırada polise ilk şişeyi fırlatan Sylvia idi. Bir barda başlayan ve tarihe “Stonewall İsyanları” olarak geçen bu süreç beş gün boyunca devam etti. Esas olarak kendi olma haklarını savunan translar, seks işçileri, sokakta yaşayanlar, ırkçılığa maruz kalan Afrikalılar isyanın özneleri oldular. Sylvia ayaklanmalar başlarken yoldaşlarına, “Devrim bu!” diyordu. “Biz öncüydük. Kimseden bir şey almadık. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu.

Stonewall’un ardından Johnson’un da cesaretlendirmesiyle Sylvia mücadeleyi sürdürdü ve Eşcinsel Kurtuluş Cephesi (GLF) ve Eşcinsel Aktivistler İttifakı (GAA) toplantılarına katılmaya başladı.

Rivera, kısa süre sonra çok sayıda ötekileştirilmiş kimliğin -queer, kahverengi, seks işçisi, travesti, cinsiyet uyumsuzluğu olan, kadınsı, yoksul- büyük ölçüde hareket liderleri olan beyaz orta sınıf eşcinsel erkekler ve daha az olarak da orta sınıf lezbiyenler için “saygın” görülme endişeleri nedeniyle sorun olarak kabul edildiklerini fark etti. Queer ve cinsiyet uyumsuzluğu olan renkli insanlar hareket içinde marjinalleştiriliyordu. Kendisini ve varlığını kendi terimleriyle tanımlamakta ısrar etmesi, eşcinsel kurtuluş çevrelerinde radikal olarak ün yapmasına katkıda bulundu.

Sylvia’nın GLF ve GAA’daki “ötekiler” için mücadeleleri onu ve Johnson’ı fakir sokak kraliçelerinin ihtiyaçlarını ele almak için aktivist grup STAR’ı (Sokak Travestisi Eylem Devrimcileri) oluşturmaya yönlendirdi. Çift ayrıca evsiz gençler, sokak kraliçeleri ve seks işçileri için bir sığınak olan STAR House’u yarattı. Hem Sylvia hem de Marsha, dışlanmalarına rağmen Eşcinsel Haklar Hareketi’ne cinsiyet uyumsuzluğu olan ve queer insanların dahil edilmesi için yorulmadan çalıştılar. Sylvia ayrıca New York’un Eşcinsel Haklar Yasası’nı geçirme kampanyasında yer aldı ve sürekli olarak drag kraliçeleri ve yasalara aykırı diğer cinsiyetlerin yasa tasarısına dahil edilmesinde son derece ısrarlıydı. Tasarı sonunda 1986’da geçtiğinde, ana akım harekete uymayanları koruyan bir dil içermiyordu. Sylvia bu dışlamayı öğrendiğinde, ünlü cevabını verdi: “Aşağılanmış bir drag queen’in hiddeti cehennemden büyüktür”. 1973 haziranında Washington Square Park’taki Christopher Street Kurtuluş Günü Mitinginden sonra, hareketin “beyaz üyeleri” tarafından konuşması engellenmeye çalışılınca “Y’all Better Quiet Down” olarak anılan en tanınmış konuşmasını gerçekleştirdi.

Sylvia sahneye çıktı, beyazlık ve sınıf ayrıcalığını ve Eşcinsel Hakları ve Kadınların Kurtuluş Hareketlerini bir bütün olarak dile getirdiği ateşli bir konuşma yaptı: “Hepiniz bana, gitmemi ve kuyruğumu bacaklarımın arasına saklamamı söylüyorsunuz. Artık bu boktan vazgeçmeyeceğim. Dövüldüm. Burnum kırıldı. Hapse atıldım. İşimi kaybettim. Dairemi kaybettim. Eşcinsel kurtuluş için, hepiniz bana bu şekilde mi davranıyorsunuz? Hepinizin nesi var? Bunu bir düşünün!” Mitingin ardından Rivera, STAR House’a döndü ve intihar girişiminde bulundu. Marsha P. Johnson onun hayatını kurtarmak için zamanında yetişti, ama ruhu incinmişti. Bu olay, Rivera’nın STAR’ı dağıtmasına ve yirmi yıl boyunca aktivizmden kaçınmasına neden oldu. 1992’de Johnson öldüğünde, “bir parçam onunla gitti” diyordu.

1993 yılında resmen harekete tekrar katılan Sylvia, STAR adını Sokak Transseksüel Eylem Devrimcileri olarak değiştirdi. Sylvia’ya yapılan saldırı, GAA’nın üyelerinin çoğunun siyasi hırsları nedeniyle giderek reformist ve muhafazakâr hale geldiği bir zamanda gerçekleşmişti. Sonunda, Rivera’nın ve onun gibi diğerlerinin hareketten dışlanmalarının yanlış olduğu kabul edildi, ancak verilen hasar geri alınamadı.

19 Şubat 2002’de Rivera, New York’taki Saint Vincent Katolik Tıp Merkezi’nde karaciğer kanserinden öldü.

Onlara yanıldıklarını ve var olmamaları gerektiğini söyleyen bir toplum karşısında sessiz kalmayı reddeden Sylvia Rivera’yı saygıyla anıyoruz.

 

https://medium.com/queer-history-for-the-people/sylvia-rivera-street-transgender-action-revolutionary-e2f511b0c327

https://gazetekarinca.com/2019/04/transfobi-ve-nefretin-uzerine-ilk-siseyi-firlatan-oteki

https://en.wikipedia.org/wiki/Sylvia_Riveralerin-de-otekisi-sylvia-rivera/

https://www.youtube.com/watch?v=GjRv7dJTync

https://www.biography.com/activist/sylvia-rivera

https://npg.si.edu/blog/welcome-collection-sylvia-rivera

https://www.nytimes.com/2019/05/29/arts/transgender-monument-stonewall.html

http://www.5harfliler.com/s-t-a-r-manifesto/

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.