Akademisyen ve yönetmen Laura Mulvey 1975 yılında yayınlanan meşhur makalesiyle sinemanın “erkek bakışı” üzerine kurulu olduğu fikrini ortaya atarak film teorisi yazınında çığır açmıştır. Screen isimli ünlü sinema dergisinde yayınlanan bu 11 sayfalık makale, yazılmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen halen etkisini sürdürmektedir. “Visual Pleasure and Narrative Cinema” (Görsel Haz ve Anlatı Sineması) isimli makalesinde Mulvey, Freud ve Lacan’ın teorilerinden yararlanarak filmlere bakma biçimlerimizi feminist bir perspektiften sorgular. Bu sorgulama esasında sadece filmlere bakma biçimlerini değil gündelik hayata sirayet eden kadına yönelik “erkek bakışı”nı da sorgulatmaktadır. Mulvey’e göre klasik Holywood sinemasında izleyicilerin kendilerini ana karakterle özdeşleştirmeleri amaçlanır. Bu ana karakter çoğunlukla erkektir. Kadın karaktere hiçbir zaman filmin gidişatını etkileyen bir rol verilmez. Seyirci filmi izlerken kendini erkek karakterle özdeşleştirir. Kadın karakter ise bakışın nesnesidir ve erkeğe iğdiş edilme korkusunu hatırlatır. Mulvey’e göre sinemada erkeğin bu korkudan iki tür kaçış yolu vardır. İlk kaçış yolu kadın karakterin suçlu olarak konumlandırılmasıdır. Kadının suçlu olarak yansıtılması filmin sonunda ya evlendirilerek kurtarılmasında ya da öldürülerek cezalandırılmasında kendini gösterir. İkinci kaçış yolu ise erkeğin iğdiş edilme korkusunun kadının fetişleştirilmesiyle bertaraf edilmesidir. Kadının fiziki güzelliğinin yüceltildiği bu durumda kadın erkeğin dikizci bakışında bir zevk kaynağına indirgenir.

Mulvey, patriyarkal Holywood sinemasıyla mücadele etmenin tek yolunun bu filmlerdeki stratejileri radikal bir şekilde sorgulayarak alternatif feminist yöntemler geliştirmek olduğunu söyler. Yapılması gereken yeni bir avant-garde feminist film yapımı benimsemektir. Bunu sadece söylemsel olarak benimsemekle kalmaz eyleme de döker. 1970’li ve 1980’li yıllarda eşi Peter Wollen ile birlikte yazıp yönettiği altı filmle avant-garde ve sol sinemaya katkı sunar. Riddles of the Sphinx (1977) bu filmlerin en bilinenidir.

Mulvey’in film teorisine yaptığı katkılara geri dönecek olursak, 1975’te yayınlanan meşhur makalesi 1980’lerin ortasına dek pek çok disiplinlerarası tartışmaya konu olur. Sinemanın dikizci erkek bakışını destekleyerek stereotipik kadınlar ürettiği feministlerin büyük kısmı tarafından kabul görür. Ne var ki Mulvey normatif cinsiyet kalıplarına tabi olmayan izleyicileri yadsıdığı gerçeğiyle eleştirilere de maruz kalır. Mulvey bu eleştirilere 1981 yılında ilk makalesinin devamı niteliğinde yazdığı bir çalışmayla cevap verir. Çalışmasında metaforik bir karşıt-giysicilik (transvestism) söylemiyle izleyicinin kadın ya da erkek cins gibi bir bakış açısı arasında gidip gelebileceğini söyleyerek LGBTİ izleyicilerle bir diyalog yolu açar.

15 Ağustos 1941 tarihinde doğan Laura Mulvey halen Londra’da Birbeck Üniversitesi’nde film ve medya araştırmaları kürsüsünde profesör olarak görev yapmaktadır. Mulvey son çalışmalarında daha çok teknoloji-sinema ilişkisi üzerinde durur. Yeni film teknolojileriyle seyirci ve film arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığını; artık seyircinin filmi baştan sona izlemek zorunda olmadığını ve film üzerinde daha fazla kontrol sahibi olduğunu öne sürer.

Mulvey’in yazdıkları bugün halen gündemdedir ve film teorisi alanında pek çok çalışmaya rehber olmaktadır. Öte yandan sinemaya katkıları sadece teorik alanla sınırlı kalmamış aynı zamanda sinemanın feministler tarafından iktidara karşı bir mücadele aracı olarak kullanılmasında da önemli rol oynamıştır.

 

https://en.wikipedia.org/wiki/Laura_Mulvey

http://www.cinerituel.com/gorsel-haz-ve-anlati-sinemasi-laura-mulvey/

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/672246

 

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.