13 Kasım 1987 tarihli Nokta dergisinde yayınlanan bir haber, o dönemde Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası sürdüren kadınları harekete geçirdi. Haberde iki yıl önce tecavüze maruz kalan bir kadının açtığı davayla ilgili verilen kararın gerekçesi yer alıyordu. Gerekçede şikâyetçi kadın ile ilgili “…kısa sürede iki evlilik ve boşanmasının tespiti karşısında deneyimli bir kadın olan mağdurenin bu tip ilişkilerden davranışlarının da normal bulunmadığı…” yazılmıştı.

İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu gerekçeyle yazılan kararda sanık, sadece altı ay hapis cezası almıştı. Tecavüze maruz kalan kadın, bu gerekçe karşısında hakarete uğradığını söyleyerek hâkimi Yüksek Hâkimler Kurulu’na şikâyet etti.

Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası yürüten kadınlar, kararda imzası olan Mahkeme Başkanı Naci Tanrıverdi ve üye Hâkim Muzaffer Kaptanoğlu hakkında, verdikleri kararla tüm kadınları aşağıladıkları gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığına hakaret davası açılması için dilekçe verdiler.

İstanbul Adliyesi önünde Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği Başkanı Zehra Başar tarafından yapılan açıklamada, “Bütün kadınları aşağılayan, onur kırıcı ve açıkça saldırılabilir davetiyesi çıkartılan bu kararı şiddetle kınıyor, bu yargı anlayışıyla güven altında olmadığımızı ilan ediyoruz” denildi.

Cumhuriyet Savcılığı bahsi geçen hâkimler hakkında dava açmadı.

Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası’nın fitilini de bir mahkeme kararı ateşlemişti. 1985 yılında, Çankırı’da bir hâkim, Mustafa Durmuş, şiddet gördüğü için boşanmak isteyen bir kadının talebini, kadının hamile olduğu ve bölgenin örf ve adetlerinde “Karının sırtını sopasız, karnını sıpasız bırakmamak gerekir,” anlayışı olduğu gerekçesiyle reddetmişti. Feminist kadınlar bu mahkeme kararının tüm kadınları hedef aldığını söyleyip “taraf” olarak, Mustafa Durmuş hakkında tazminat davası açmışlardı.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.